Uzun zamandır olmak istediğim kişiye doğru koşuyordum. O kişi de her sabah biraz daha uzağa taşınıyordu. Bir hedefe yaklaştığımda hemen yenisini koyuyor, vardığım yeri başlangıç çizgisine çeviriyordum. Başarı dediğim şey, hiç bitmeyen bir yetişememe duygusuna dönüşmüştü.
“Kendine yetişmenin ilk koşulu, nereye kaçtığını fark etmektir.”
Çevremde herkes bir yerlere gidiyor gibiydi. Biri yeni bir işe başlamış, biri ev almış, biri dünyayı geziyor, biri sabah beşte kalkıp hem spor yapmış hem hayatın anlamını çözmüştü. Ben daha kahvemin soğumasını engelleyemiyordum. Başkalarının vitriniyle kendi depomu karşılaştırınca doğal olarak hep geride kalıyordum.
Kendime hazırladığım listeler uzadı. Daha üretken, daha bilgili, daha cesur, daha sakin olmalıydım. Üstelik bunların hepsini mümkünse pazartesi sabahına kadar tamamlamalıydım. Her madde beni geliştirmek için yazılmıştı ama zamanla her biri eksikliğimi yüzüme vuran küçük bir memura dönüştü.
Koştukça yol hızlandı. Çünkü hedefi ben belirlemiyordum; benden beklenenler belirliyordu. Yaşıma göre nerede olmam gerektiği, çevreme göre neye sahip olmam gerektiği, geçmişime göre neyi çoktan aşmış olmam gerektiği söyleniyordu. Hayatımın direksiyonundaydım ama navigasyona herkes adres girmişti.
Bir gün gerçekten yoruldum. Büyük bir aydınlanma yaşamadım; yalnızca devam edecek gücüm kalmadı. Durunca dünyanın da benimle birlikte duracağını sanmıştım. Durmadı. İnsanlar gitmeye, işler çoğalmaya, takvim yaprakları düşmeye devam etti. Şaşırtıcı olan, hiçbir felaketin gerçekleşmemesiydi.
O sessizlikte ilk kez yetişmeye çalıştığım kişiye dikkatlice baktım. Bana benzemiyordu. Başkalarının beklentilerinden aceleyle çizilmiş, başarı hikâyelerinden kesilip yapıştırılmış bir taslaktı. Ne istediğimi değil, neyi istemem gerektiğini temsil ediyordu. Ona yetişsem bile kendime varamayacaktım.
Sonra hızımı değil, yönümü değiştirdim. Bazı hedefleri sildim, bazılarını küçülttüm, birkaçını da yalnızca benim oldukları için sakladım. İlerlemek bazen daha çok yapmak değil, neden yaptığını yeniden seçmekti. Yavaşlayınca geride kalmadım; ilk kez kendi adımlarımın sesini duydum.
Bu değişiklik dışarıdan pek etkileyici görünmedi. Takvimimde boşluklar açıldı, yapılacaklar listem kısaldı. Kimse madalya takmadı. Ama sabah uyandığımda önümde bana ait bir gün olduğunu hissettim. Başarı bazen herkesin gördüğü bir zirve değil, gece yatağa girdiğinde hayatının içinde yabancı hissetmemektir.
Elbette eski yarışçı ara sıra geri geliyor. Bir başkasının hızını görünce ayakkabılarını bağlıyor, beni yeniden piste çağırıyor. O zaman kendime soruyorum: Bu yarışın ödülü gerçekten istediğim bir şey mi, yoksa yalnızca geride görünmemek mi? Cevap ikincisiyse tribüne oturup geçip gidenleri izliyorum. Her koşuya katılmamak da bir seçimdir.
Şimdi yol yine uzun, ben yine zaman zaman acele ediyorum. Fakat önümde koşan hayalî kişiyi yakalamaya çalışmıyorum. Bugünkü hâlimle yan yana yürümeyi öğreniyorum. Çünkü kendine yetişmenin ilk koşulu, nereye kaçtığını ve o yönü sana kimin gösterdiğini fark etmektir.