Konfor alanından çık dediler. Çıktım. Dışarının bu kadar kalabalık, rüzgârlı ve şifresiz olacağını söylemediler. İçeride her şey tanıdıktı: Aynı koltuk, aynı bahaneler, aynı pencereden görünen aynı ihtimaller. Sıkılıyordum ama en azından sıkıntının nerede oturduğunu biliyordum.
“Konfor alanı kötü bir yer değil; yalnızca uzun süre kalınca manzarası ezberleniyor.”
Dışarı adım atınca ilk hissettiğim şey özgürlük olmadı; beceriksizlikti. Bildiğim şeyler burada işe yaramıyor, alışkanlıklarım bana yol göstermiyordu. Yeni bir işe, yeni bir şehre ya da yeni bir fikre başlarken insan yalnızca yer değiştirmiyor; eski yeterliliklerinin bir kısmını da kapının önünde bırakıyor.
İlk aksilikte geri dönmek istedim. Kapının koluna uzandım, şifreyi hatırlayamadım. Garip biçimde bu iyi oldu. Çünkü geri dönüş kolay olsaydı, yaşadığım her zorluğu yanlış seçim sanacaktım. Oysa yeni olanın zor gelmesi, onun yanlış olduğunu değil, henüz bana ait bir alışkanlığa dönüşmediğini gösteriyordu.
Konfor alanını hep tembellikle karıştırıyoruz. Hâlbuki orası bazen yıllarca emek vererek kurduğumuz güvenli bir ev. Sorun evin varlığı değil; dışarıdaki dünyayı yalnızca camdan seyretmeye başlamamız. Güvenlik bizi korurken fark ettirmeden küçültebiliyor.
Bir süre dışarıda kalınca her şeyi başarmadım. Bazı denemeler kötü sonuçlandı, bazı kapılar yüzüme kapandı, bazı günler eve dönüp battaniyenin altına saklanmak istedim. Cesaretin korkusuzluk olmadığını o günlerde öğrendim. Cesaret, korkunun da yanında gelmesine izin verip yine de yürümekti.
Sonra dışarıda küçük bir alan kurdum. İlk başta yalnızca bir sandalye kadardı: Bildiğim bir isim, becerebildiğim küçük bir iş, selam verebildiğim bir insan. Zamanla sandalye masaya, masa odaya dönüştü. Bir zamanlar yabancı gelen yer, yeni konfor alanım oldu.
Bu kez aynı hatayı yapmamaya karar verdim. Yeni evimin kapısını kilitlemedim; dışarı çıkabileceğim bir aralık bıraktım. Çünkü gelişmek sürekli huzursuz yaşamak değil, gerektiğinde huzurdan ayrılabileceğini bilmektir. İnsan her sabah uçurumdan atlamak zorunda değil; bazen yalnızca farklı bir sokağa sapması yeter.
Bir de şunu fark ettim: Başkasının cesaret ölçüsü bana uymak zorunda değildi. Kimi işini bırakıp dünyayı gezer, kimi yıllardır ertelediği bir telefon görüşmesini yapar. Dışarıdan küçük görünen adım, sahibinin içinde kilometreler sürebilir. Bu yüzden kendi ilerleyişimi başkalarının alkışına göre ölçmeyi bıraktım.
Artık konforla kavga etmiyorum. Dinlenmem gerektiğinde içeri giriyor, merakım ağır bastığında yeniden çıkıyorum. Kapı iki yöne de açılıyor. Sürekli dışarıda kalmayı başarı, içeride olmayı yenilgi sayan anlayışın da başka bir baskı olduğunu gördüm. İnsanın güvenli bir yere sahip olması, oradan hiç ayrılmamasıyla aynı şey değil.
Şimdi eski şifreyi hatırlasam da geri dönmek istemiyorum. Orayı kötü olduğu için değil, bana dar gelmeye başladığı için bıraktım. Konfor alanı kötü bir yer değil; yalnızca uzun süre kalınca manzarası ezberleniyor.