Haritada hedef belliydi. Kaç kilometre kaldığını biliyordum ama yolun benden neleri eksiltip neleri ekleyeceğini bilmiyordum. Navigasyon virajları söylüyordu; insanın içine denk gelen çukurlar konusunda ise her zamanki gibi sessizdi.

Bazı yolların sonunda tabela yoktur; aynaya biraz daha yakından bakarsın.

Yola çıkarken amacım yalnızca varmaktı. Fotoğrafını gördüğüm bir yere gidecek, birkaç kare çekecek, dönüşte de ‘gittim’ diyecektim. Hayatı bazen yapılacaklar listesine çeviriyoruz: görülmesi gereken yerler, tanışılması gereken insanlar, yaşanması gereken maceralar. Kutucuğu işaretleyince deneyimin de tamamlandığını sanıyoruz.

Fakat yol uzadıkça zihnimdeki gürültü azaldı. Günlük telaşın içinde duyulmayan sorular, motor sesiyle sessizlik arasından çıkıp yanıma oturdu. Neden bu kadar acele ettiğimi, kime yetişmeye çalıştığımı, vardığım yerleri gerçekten isteyip istemediğimi sordular. Yolculuk yalnız geçiyordu ama araçta benden kalabalık bir ekip vardı.

Bir yerde yanlış sapağa girdim. Önce sinirlendim; zaman kaybettiğimi düşündüm. Sonra yol beni haritada olmayan küçük bir manzaraya çıkardı. Planın dışına düşmek ilk kez kaybolmak gibi değil de bulunmak gibi hissettirdi. Belki de bazı güzellikler, doğru rotanın disiplinine sığmadıkları için gizli kalıyordu.

Molalarda tanımadığım insanlarla konuştum. Bir çayın süresine sığan hayatlar dinledim. Kimi aynı yerde doğmuş ve hiç ayrılmamıştı, kimi yıllardır eve dönmeye çalışıyordu. Her biri yolun yalnız mesafe olmadığını gösterdi. İnsan bazen kilometrelerce gider ama yerinden kıpırdamaz; bazen bir cümle duyar ve bütün yönü değişir.

Varmaya yaklaştıkça tuhaf bir hüzün geldi. Hedefe ulaşmak sevindiriciydi ama yolun bitecek olması içimde küçük bir boşluk açtı. Çünkü beklediğim cevapların varış noktasında olmadığını anlamıştım. Cevaplar, acele etmeyi bıraktığım o aralarda; yanlış sapakta, sessiz molada, dönmeyi düşündüğüm anda oluşmuştu.

Vardığımda fotoğrafını çektiğim yerden çok, yol boyunca sustuğum cümleleri hatırladım. Manzara güzeldi ama asıl değişen ona bakan kişiydi. Aynı gözlerle yola çıkmıştım; yine de artık aynı şeyi görmüyordum.

Fotoğraflara günler sonra baktığımda, kadrajın dışında kalanları düşündüm. Benzinlikteki kısa sohbeti, yol kenarında içilen çayı, vazgeçmeyi düşündüğüm o virajı hiçbir kare tam anlatmıyordu. Demek ki bir yolculuğun en önemli bölümleri bazen kanıtlanamıyordu. Yaşanmış olmaları, paylaşılabilir olmalarından daha değerliydi.

O yüzden sonraki yolculuklarda her anı kaydetmeye çalışmadım. Bazen kamerayı indirdim ve manzaranın bende neyi değiştirdiğine baktım. Çünkü görmek ile görüntü almak aynı şey değildi. Bir yeri binlerce kişiye gösterebilir, yine de kendin hiç bakmamış olabilirdin. Yol biraz da dikkatini nereye bıraktığındı.

Dönüşte adresim değişmedi. Aynı kapıyı açtım, eşyalarımı aynı yere bıraktım. Fakat ev biraz farklı görünüyordu; çünkü içine dönen kişi değişmişti. Bazı yolların sonunda tabela yoktur. Yalnızca aynaya biraz daha yakından bakarsın ve uzun zamandır yanında taşıdığın birini ilk kez tanırsın.